DEMOKRASİ HERKES İÇİNDİR, TEK BİR KİMLİĞİN TEKELİNE BIRAKILAMAZ
15 Temmuz, Türkiye'nin yakın tarihindeki en ağır travmalardan biridir. O gece hedef alınan yalnızca bir hükümet değil, Türkiye Cumhuriyeti'nin anayasal düzeni, millet iradesi ve devlet kurumlarıydı.
15 Temmuz, Türkiye'nin yakın tarihindeki en ağır travmalardan biridir. O gece hedef alınan yalnızca bir hükümet değil, Türkiye Cumhuriyeti'nin anayasal düzeni, millet iradesi ve devlet kurumlarıydı. Bu nedenle 15 Temmuz'u anarken farklı siyasi görüşlere sahip insanların ortak paydada buluşabilmesi önemlidir.
Ancak bugün yapılan bazı değerlendirmelerde, anma programlarına katılan milyonlarca insanın niyetini tek bir bakış açısıyla yorumlamak doğru değildir. Bir yürüyüşte dini sloganların atılması, o yürüyüşe katılan herkesin Cumhuriyet'e veya Atatürk'e karşı olduğu anlamına gelmez. Aynı şekilde bir etkinlikte belirli sloganların atılmamış olması da, o değerlere düşmanlık yapıldığı sonucunu tek başına doğurmaz.
Türkiye Cumhuriyeti'nin kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk, bu ülkenin ortak değeridir. Cumhuriyet ve laiklik de Anayasa'nın temel ilkeleridir. Bunların korunması elbette önemlidir. Ancak bu değerleri savunurken toplumun farklı kesimlerini toptan suçlamak, "Cumhuriyet'le hesaplaşıyorlar" gibi kesin hükümler vermek toplumsal kutuplaşmayı daha da derinleştirir.
Demokrasi; yalnızca laik kesimin, muhafazakâr kesimin ya da herhangi bir siyasi grubun sahip olduğu bir kavram değildir. Demokrasi, farklı yaşam tarzlarının ve farklı düşüncelerin anayasal sınırlar içinde bir arada yaşayabilmesidir. Dini slogan atan vatandaşın da, "Türkiye laiktir, laik kalacak" diyen vatandaşın da aynı meydanda, aynı ülkenin eşit bireyleri olarak bulunabilmesi gerçek demokrasinin göstergesidir.
Laiklik, devletin tüm inançlara eşit mesafede durmasını ifade eder. Dindar olmak laikliğe karşı olmak anlamına gelmediği gibi, laikliği savunmak da dine karşı olmak değildir. Bu iki kavramı sürekli karşı karşıya getirmek, Türkiye'nin uzun yıllardır aşmaya çalıştığı kutuplaşmayı yeniden üretmekten başka bir sonuç doğurmaz.
15 Temmuz'un yıldönümünde asıl ihtiyaç duyulan şey; birbirimizin aidiyetlerini sorgulamak değil, darbe girişimlerine ve anayasal düzeni hedef alan her türlü tehdide karşı ortak duruş sergileyebilmektir. Cumhuriyet de, demokrasi de, milli irade de ancak farklı görüşlerin birbirini yok saymadığı bir zeminde güçlenebilir.
Bugün Türkiye'nin ihtiyacı yeni kamplaşmalar değil; hukukun üstünlüğünü, özgürlükleri, laik Cumhuriyet'i ve demokratik düzeni birlikte savunabilecek ortak bir toplumsal iradedir.
Ayrıca haber sayfalarında yapılan içerikler üzerinden, "Gazeteciler Atatürk neden anılmadı diye haber yapmadınız?" şeklinde eleştiriler yöneltenlere de bir hatırlatma yapmak gerekir. Evinde rahat koltuğunda oturup yalnızca bu haberleri inceleyerek gazetecileri suçlamak yerine, meydanlarda halkın arasında bulunmuş olsalardı, anma programlarında Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün ve silah arkadaşlarının da anıldığını bizzat görme fırsatı bulurlardı.
Gazetecilik; kapalı kapılar ardında klavye başında yorum yapmak değil, sahada olmak, toplumun içinde bulunmak, yaşanan olaylara yerinde tanıklık etmek ve o atmosferi birebir solumaktır. Gerçek gazetecilik, duyumlarla değil gözlemle hareket etmeyi; doğruya doğru, yanlışa yanlış diyebilmeyi gerektirir.
**Seyfettin Yasakçı **
Tarih: 16-07-2026